15 Haziran 2016

Aslı Paris'te

Veee artık Paris'teyiz. Seviyorum ben bu şehri, hani derler ya havasını suyunu, taşını toprağını, sokağını köprüsünü, demir yığınını seviyorum işte. Tabii bir İstanbul olamasa da gideri çok canım... Sevilmeyecek gibi mi?




5-6 sefer oldu artık oraya gidişim. Her gittiğimde de yanımda bir misafirim oldu ve hep ben rehberlik ettim. Evet bir sonraki gitmek isteyeni yine ben götürüp, gezdireceğim... Bunu sıkılmadan zevkle yaparım 😍


Bu kez gezimizde babaanemiz de vardı. Babaanemize İngiltere vizesi gerekeceği için o kadar vakitte de uğraşmamak için sadece Paris'e geldi. Bavulumuzu otele bırakıp, üstümüzü başımızı değiştirip, makyajımızı da tazeledikten sonra onu havalimanından almaya gittik...


İlk durağımız tabii ki Eiffel Kulesi. Onları da Trocadero metro istasyonundan indirip hadi bakalım burada ne göreceğiz diye Eiffel'i bir anda önlerine çıkarttım... Aslı da babaanne de ağzı açık bir süre izlediler.  Yine epey kalabalıktı tabii ki..


Ama yakalamışız çekilmez miyiz artistik pozlar... Aslı şöyle bak, Aslı böyle bak diye diye epey bir vakit geçirdik. Sonra da Aysu ile nasıl bir sıra izlediysem aynısını yapmaya çalıştım. Aslı ile de Eiffel manzaralı çocuk parkına uğradık, kaydıraktan kaydık.. Ama bu kez ilkbahar olunca, ağaçlar yeşermiş Eiffel manzarası biraz azalmıştı, ama abla-kardeş aynı pozu yakaladım diyebilirim...


E tabii ki atlı karınca çocuklar için vazgeçilmez.. Eurolarımızı atlı karıncada harcadık . 4-5 kez binmişizdir.


Köprüden geçtik ve işte o demir yığını denilen Eiffel'in altındayız. Bu kez acayip bir sıra vardı Eiffel'e çıkmak için e biz de diğer yerlere zamanımız kalmayacağı için beklemedik...


Metroya atlayıp Arc de Triomphe'a gittik. 


Meşhur kapı ve tabii ki Champs Elysees boyunca yürümeye başladık... Mağazaları geze geze, keyfini çıkarttık..


Benim çok sevdiğim Alexandre III köprüsünden geçtik ve buradan metroya atlayıp Concord meydanına gittik.


Madem Eiffel'e çıkamadık, öyleyse Paris'e dönme dolaptan bakalım... Zaten Aslı da Londra'da LondonEye yerine burayı tercih etmişti :)


Ooo daha çok yolumuz var. Sırada "Jardin Tuileries" boyunca geze geze Louvre müzesi var. Burada tabii ki çocuklu ve zaman kısıtlı olunca müzeye girmeyip sadece piramitlerle fotoğraf çekiliyoruz..



Sırada Sacre Coeur ve Ressamlar Tepesi var. Atlıyoruz yine metroya ve çıktığımızda babaanemizin tepkisi "kızım sen beni Kemeraltı'na mı getirdin?" Buradaki hediyelik eşya satan dükkanları gezerek, sonra da merdivenlerden tırmanıp Sacre Coeur'a geliyoruz. Yamaçtaki çimlere uzandık, hem dinlendik hem de sokak şarkıcılarını dinledik, pek keyifliydi.


Ressamları da ziyaret ettik...


Sırada metro ile Notre Dame kilisesi var...


Artık iyice yorulduğumuzu fark edip hem sıcacık bir yemek yemek hem de dinlenmek için kendimize bir mekan seçtik. Çok da sevdik. Makarna, pizza siparişi verdik yedik, içtik, dinlendik...


Yemek sonrası ise otele dönüş, ertesi gün Disneyland bizi bekliyordu :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...