27 Temmuz 2018

Bükreş

Bükreş, Romanya’nın başkenti, eğitime, sanata ve mimariye önem veren bir Avrupa şehridir. Bazen gittiğiniz yerlerde yüksek beklentileriniz olur da, istediğiniz gibi çıkmazsa hayal kırıklığı yaşarsınız ya, Romanya gezimizde bunun tam tersini yaşadım. Çok beklentim yoktu. Hatta gerek var mı gidip görmeye diye de düşündüm. Evet kabul Bükreş klasik bir başkent ama güzel bir başkent. Balkanların Paris’i olarak da bilinir. Nedeni de bağımzsızlığını ilan ettikten sonra gerçekten de Paris’e benzetmeye çalışmışlar. Bu arada asıl beni benden alan Transilvanya bölgesi oldu.

Romanya’ya Schengen vizesiyle gidebiliyorsunuz. THY ile direkt uçuşlar olduğu gibi bizim gibi arabaya atlayıp, Bulgaristan üzerinden de gidiliyor. Uzak gibi düşünülse de çok keyifli bir yolculuk geçirdik biz. İstanbul Bükreş arası 630 km. Bulgaristan ve Romanya sınır kapılarında bekleme durumlarına göre saatlerde değişiklik olsa da 9 saatte varabilirsiniz.
Bulgaristan Romanya arasındaki sınırı oluşturan Tuna Nehri üzerinden geçtiğimiz köprü görülmeye değer.



Yolculuk sonrası Bükreş’te otelimize yerleşip hemen gezmeye başladık.
1.gün
Parlamento Binası;

İlk durağımız Parlamento Binası. 1984-1989 yılları arasında Nikolay Çavuşesku tarafından sırf ego tatmini için 30 bin kişinin yaşadığı bir semti yıktırarak (onlarca dini yapı, yüzlerce ev ) 20 bin işçi, 700 mimara zülm edilerek yaptırılmış. Günümüzde parlamento binası olarak kullanıldığı gibi ziyarete de açık. Bu binayı bir de gece ışıklı görmenizi tavsiye ederim.
Parlamento binasını gördükten sonra başlayan yağmur tüm gün devam etti. Ara ara azaldıkça da biz gezmeye devam ettik..
Saint Anthony Kilisesi;
550 yıllık bu kilise şehrin en eski yapısıdır. Meşhur Kazıklı Voyvoda’nın (Kont Dracula) sarayının yanında yer alır. Burada sarayın kalıntılarını da görüyoruz. 
Lipscani (Tarihi Şehir, Old Town)
Prens Vlad, namı-ı diğer Kont Drakula, 15. yüzyılda kurmuş. Dambovita Nehri kıyısında yer alan şehrin tarihi kısmı Barok, Neo-Klasik, Art Nouveau tarzındaki yapılarıyla üne kavuşmuş. 19. yüzyılın başlarına kadar Bükreş’in ticari merkezi olarak kullanılan bölgede çok sayıda eğlence yeri, restoran, alışveriş merkezi ve sanat galerisi bulunuyor.
Üniversite Meydanı;
Burada Bükreş (Bucurestı) yazısı ile fotoğraf isteyenleri bu noktaya alalım.. Şehrin en kalabalık meydanlarından biri. Meydan 1990’da gösterilere sahne olmuş ve gösteriler Jiu Vadisi’nden getirilen madencilerin yardımıyla bastırılmış.



Macca Villacros Pasajı;
Bükreş’in merkezinde yer alan bu pasaj, Türk kahvesi ikram edilen, Mısır’daki kahvehaneler tarzında inşa edildiği için çoğu turisti cezp eder. Bize pek ilgi çekici gelmedi doğrusu. Sadece içinden geçip yolumuza devam ettik.
Calea Victoriei (Zafer Yolu);
Kentin ana caddesi olarak kullanılan Calea Victoriei (Zafer Yolu) Bağımsızlık Caddesi’ni, Zafer Meydanı’na bağlıyor. Kentin gezilecek yerlerinin büyük kısmı bu caddede yer alır.

CEC Sarayı;
Ünlü Zafer Bulvarı’nda yer alır. 1900 yılında Romanya Kraliyet Ailesi için çalışan Fransız mimar Paul Gottereau tarafından inşa edilmiştir. Romanya’nın en eski bankası olan CEC Ekonomi bankası nın merkezi olarak kullanılıyor günümüzde. Ziyarete açık değil ama dışarıdan da görülmeye değer.
Caru’cu Bere;
1879'da kurulmuş tarihi bir restaurant, duvarları ve tavan kiliseyi andırıyor. Yemeğinizi yerken yöresel dansları izleyebileceğiniz şovlar yapılıyor. Hatta bu şovlara sizi de dahil ediyorlar. Çok da eğlenceli… Biraz kalabalık olduğu için rezervasyon gerekiyor ya da biraz beklemek J Menü fiyatları çok uçuk değil..



Stavropoleos Kilisesi;
Caru’cu Bere ile aynı sokaktadır.  Bizans müziği, teoloji, sanat ve tarih alanlarında yazılmış 8.000 kitaplık bir kütüphaneye sahip olan manastır, 1724yılında Arşimandrit Ioanichie Stratonikeas tarafından inşa ettirilmiş.




2. gün gezimize metro ile devam ediyoruz…

Herăstrău Parkı;



Kentin kuzeyinde  aynı adlı gölün çevresinde kurulmuş bir park. Dinlenmek huzur bulmak için şahane bir ortam. Yürüyüş parkurları, spor alanları, kafeler yer alıyor.

Dimitrie Gusti Ulusal Köy Müzesi ;



Herăstrău Parkı içerisindeki 10 hektarlık alanda bulunan Dimitrie Gusti Ulusal Köy Müzesi (Dimitrie Gusti National Village Museum), ziyaretçilerine Romen kırsal yaşantısını göstermeyi amaçlıyor. 17. İle 20. yüzyıllar arasında inşa edilen ve bulundukları yerden taşınan köy evi, kilise, değirmen gibi yapılardan oluşan müze ilk olarak 1936 yılında açılmış. 
Zafer Takı;



Paris havası var diye yazmıştım değil mi ilk başta. İşte Zafer takı… Bizde 93 Harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar’ın yardımıyla Romanya’nın Osmanlı’dan bağımsızlığının kazanması anısına yapılmıştır. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...